Ekonomide bazı kararlar vardır… İlk bakışta rahatlatıcı görünür. Piyasaya nefes aldırır. Kasaya döviz girişi sağlar. Rakamları kısa süreliğine toparlar.
Ama gerçekte geleceğin daha büyük krizlerinin temelini atar.
“Varlık Barışı” tam olarak böyle bir uygulamadır.
İktidar bunu her defasında ekonomiye kaynak sağlayan teknik bir düzenleme gibi sunuyor. Oysa meselenin özü çok daha ağırdır: Bu uygulama, kaynağı belirsiz servetin ciddi bir denetim mekanizmasına tabi tutulmadan sisteme alınmasıdır.
Yani devlet, kendi koyduğu kuralları yine kendi eliyle esnetmektedir.
Ve bu noktadan sonra verilen mesaj nettir: “Kurallara uymasan da olur… Nasıl olsa bir gün af gelir.”
İşte asıl çöküş burada başlıyor.
Çünkü ekonomi yalnızca para değildir. Ekonomi aynı zamanda hukuk, güven ve adalet meselesidir.
Bugün maaşlı çalışanın vergisi daha maaşı eline geçmeden kesiliyor. Esnaf her kuruşun hesabını vermek zorunda bırakılıyor. Küçük işletmeler ağır denetim baskısıyla ayakta kalmaya çalışıyor.
Ama yıllarca kayıt dışı kalmış büyük servetlere kapılar açılıyor.
Bu yalnızca ekonomik bir tercih değildir; doğrudan doğruya sistemin adalet duygusunu aşındıran bir tercihtir.
Çünkü dürüst olanın cezalandırıldığı, kuralı delenin ödüllendirildiği yerde, vergi ahlakı çöker. Vergi ahlakı çökerse, devletin mali omurgası da çöker.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Devlet vatandaşına şu duyguyu veriyor: “Vergini düzenli ödemenin sana ekstra bir faydası yok.”
Bu duygu yayıldığında kayıt dışılık istisna olmaktan çıkar, normalleşir. Ve en tehlikeli eşik de budur.
Çünkü bir ülkede kurallar uygulanmadığında yalnızca ekonomi bozulmaz; devletin ciddiyeti de aşınır.
Evet… Kısa vadede döviz girişi olabilir. Piyasalar geçici rahatlayabilir. Bankacılık sistemi nefes alabilir.
Ama mesele zaten kısa vadeyi kurtarmak değil.
Asıl soru şudur: Neden sürekli geçici pansumanlara mahkûmuz?
Neden üretim ekonomisini konuşmuyoruz? Neden yüksek teknoloji yatırımlarını konuşmuyoruz? Neden hukuki güven ortamını oluşturamıyoruz? Neden yabancı yatırımcı, kuralların kişilere göre değişmeyeceğine inanamıyor?
Çünkü gerçek reform zordur.
Şeffaflık ister. Bağımsız kurum ister. Denetlenebilirlik ister. Güçlü hukuk ister. Liyakat ister.
Varlık barışı ise kolay yoldur.
Sorunu çözmez… Sadece erteler.
Üstelik mesele yalnızca iç ekonomiyle sınırlı değildir. Dünyanın gelişmiş ekonomileri kayıt dışılığı azaltmaya çalışırken, Türkiye belli aralıklarla kayıt dışı sermayeye yeniden alan açıyor.
Bu durum uluslararası finans çevrelerine şu mesajı verir: “Kurallar burada kalıcı değil. İstisnalar her an devreye girebilir.”
Sermaye belki gelir… Ama güven gelmez.
Ve güvenin olmadığı yerde kalıcı yatırım olmaz.
İşte bu yüzden “varlık barışı” adı verilen uygulamalar ekonomiyi güçlendirmiyor; tam tersine kuralların ağırlığını azaltıyor, istisnaların alanını genişletiyor, devletin kurumsal kapasitesini içeriden aşındırıyor.
Bugün artık Türkiye’nin temel sorunu yalnızca enflasyon değildir.
Asıl sorun; kuralların herkese eşit uygulanacağına dair inancın zayıflamasıdır. Çünkü bir ülkede istisnalar büyümeye başladığında, kurallar küçülür.
Kurallar küçüldüğünde ise ekonomi teknik bir alan olmaktan çıkar; kişilere göre şekillenen kırılgan bir düzene dönüşür.
Ve o noktadan sonra hiçbir paket, hiçbir geçici döviz girişi, hiçbir af düzenlemesi sistemi ayakta tutamaz.
Sonuç olarak mesele artık yalnızca ekonomik değildir. Mesele; devletin kendi koyduğu kurallara ne kadar sadık kaldığı meselesidir.
Çünkü bir ülkede kurallar sık sık istisnalarla delinmeye başlarsa, hukuk zayıflar, adalet duygusu aşınır, vergisini düzenli ödeyen vatandaş cezalandırılmış hisseder, kayıt dışılık ise cesaret kazanır.
Ve en sonunda toplum şuna inanmaya başlar: “Bu düzende önemli olan kurala uymak değil, günün sonunda sisteme nasıl dahil olacağını bilmektir.”
İşte gerçek çöküş tam da budur.
Ekonomi rakamlarla ayakta kalabilir… Ama güvenini kaybetmiş bir devlet düzeni ayakta kalamaz.
Bugün geçici rahatlama sağlayan her yanlış tercih, yarının daha ağır ekonomik ve toplumsal faturası olarak geri döner.
Çünkü gerçek kalkınma; aflarla, istisnalarla ve günü kurtaran pansumanlarla değil; hukukun üstünlüğüyle, şeffaflıkla, üretimle, adaletle ve kurala bağlılıkla mümkündür.
Aksi halde büyüyen şey ekonomi değil; kuralsızlığın kendisi olur.