Okunma : 211
Tarih : 19.01.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
Parayı Bastıran Düdüğü Çalmayacak, Barış Satın Alacak….
Parayı Bastıran, Barışı da Satın Alıyor.
Dünyada neler oluyor, neler? Barış bile parayla satılır hâle geldi.
Dünya yeni bir düzene girmiyor. Eski düzen, artık utanma ihtiyacı duymuyor.
Yıllardır Birleşmiş Milletler’in işlevsizliği konuşuluyordu. Veto sistemi, büyük güçlerin dokunulmazlığı, “eşit egemenlik” iddiasıyla alay eden karar mekanizmaları… Bunların hiçbiri yeni değildi. Yeni olan şu: Artık kimse bu çarpıklıkları gizleme zahmetine girmiyor.
BM’ye alternatif olarak ortaya çıkan yeni “Barış Kurulu” fikri, çağın ruhunu ele veriyor. Bu yapıya üye olabilmek için belirli bir para ödenmesi gerekiyor. Açık, net, resmî. Yani barış, artık soyut bir değer değil; bedeli olan bir meta.
Tam bu noktada, yüzyıllardır söylenen o söz uluslararası siyasetin özeti hâline geliyor: “Parayı bastıran düdüğü çalar.”
Bugün bu söz bir deyim değil, bir sistem tarifidir.
Eskiden büyük güçler barışı dolaylı yollarla satın alırdı. Yardım paketleri, fonlar, krediler, askerî anlaşmalar… Hepsi “istikrar” ve “güvenlik” ambalajıyla sunulurdu. Şimdi buna bile gerek kalmadı. Artık açıkça deniyor ki: Masaya oturmak istiyorsan, bedelini ödeyeceksin.
Bu bir reform değildir. Bu bir ilerleme hiç değildir. Bu, küresel paranın siyasi iktidarını resmileştirmesidir.
Barışın fiyatı varsa, adaletin değeri yoktur. Barış satın alınabiliyorsa, vicdan satılıktır.
Bu yeni Barış Kurulu, barış için değil; güç sahiplerinin konforu için tasarlanmıştır. Savaşları önlemek için değil, güçlülerin çıkarlarını “barış” etiketiyle korumak için vardır. Karar alma süreçlerinin merkezine parayı koyan her yapı, ahlakı zorunlu olarak dışarıda bırakır.
Sorulması gereken soru basittir ama rahatsız edicidir: Parayı ödeyen ülkeler barış kararlarında daha fazla söz sahibiyse, bu barış kimin barışıdır?
Yoksul ülkelerin güvenliği, zengin ülkelerin bütçesine mi emanettir? Bombaları üretenler barışı satın alabiliyorsa, bu nasıl bir ikiyüzlülüktür?
Ortaya çıkan yapı, mazlum coğrafyaları barışın öznesi olmaktan çıkarıp nesnesi hâline getiriyor. Parası olmayan konuşamıyor; konuşamayan da hesaba katılmıyor.
Oysa tarih boyunca barışın kalıcı olabilmesi için üç şart vardı: Adalet, eşitlik ve meşruiyet. Bugün kurulan düzen, bu üç şartın da tam karşısında duruyor.
Adalet yok; çünkü karar gücü paraya endeksli. Eşitlik yok; çünkü herkes masaya aynı ağırlıkla oturmuyor. Meşruiyet yok; çünkü halkların iradesi değil, finansal katkılar belirleyici.
Bu yüzden bu yapının üreteceği şey barış değil; kontrollü bir istikrarsızlıktır. Büyük güçlerin işine yarayan, küçük aktörleri hizaya sokan bir düzen.
Daha da tehlikelisi şu: Bu tablo artık kimseyi şaşırtmıyor. Barışın parayla ölçülmesi “gerçekçilik” diye sunuluyor. Oysa bu gerçekçilik değil, ahlaki bir çöküştür.
Çünkü idealizmden vazgeçen bir dünya, insanlıktan da vazgeçmiştir.
Bugün barışa fiyat koyanlar, yarın özgürlüğe de fiyat koyar. Hukuka da. İnsan hayatına da. Aslında bu çoktan oldu; sadece isimleri değiştirildi.
Unutulmaması gereken şudur: Adaletle desteklenmeyen hiçbir barış uzun sürmez.
Bugün düdük çalıyor olabilir. Ama bu düdük, barışın değil… Küresel vicdanın iflasının sesidir.