DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi'nin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan, İsrail'in İstanbul Başkonsolosluğu yakınlarında Yapı Kredi Plaza önünde görev yapan polis ekiplerine yönelik saldırıda yaralanan polislere şifa dileyerek konuşmasına başladı. ABD ile İran arasında 15 günlük ateşkes ilan edilmesine ilişkin konuşan Babacan, şunları söyledi:
“Bu sabah saatlerinde İran savaşıyla ilgili geçici de olsa bir ateşkes üzerinde mutabakata varıldı. Savaşın başladığı ilk gün söylemiştik; ‘bu savaş uluslararası hukuka aykırıdır, BM şartının açık bir ihlalidir’ demiştik. ‘Hele de sivil alt yapının hedeflenmesi, enerji tesislerinin, petrol kimya tesislerinin, köprülerin, yolların, okulların, üniversitelerin, ibadethanelerin hedeflenmesi açık bir savaş suçudur demiştik. Maalesef bugün, ABD ve İsrail hem uluslararası hukuka, hem de kendi iç hukuklarına aykırı bir şekilde başlattıkları bu savaşın şu anda geçici de olsa ateşkesle ara verilmesine iyi bir gelişme olarak bakmamız gerekiyor. Ancak risklerin de aynen ilk günkü gibi öylece durduğunun da farkında olmamız gerekiyor.
"Bu müzakerenin gergin ve çatışmalı bir ortamda devam etmesi hiçbir tarafın hayrına değildir, olmayacaktır"
Tam 40 gün sürdü. 40 günden sonra iki haftalık bir ateşkes üzerinde mutabakata varıldı. Fakat daha ateşkesin ilk açıklandığı Pakistan ve İsrail’in sözlerine baktığımızda büyük bir uyumsuzluk var. Pakistan’ın açıklamasında Lübnan’ı da kapsayan bir ateşkesten bahsediyor. Ama İsrail ‘Hayır, Lübnan bu ateşkes kapsamında değil’ diyor. Umarız ki Lübnan’daki yangın hızlı bir şekilde bölgeye tekrar yayılmaz ve bu ateşkes, tarafların barış anlaşmasıyla ilgili bir fırsat penceresi olur. Bu müzakerenin gergin ve çatışmalı bir ortamda devam etmesi hiçbir tarafın hayrına değildir, olmayacaktır. Bunun için ateşkesin derhal Lübnan’ı da kapsayacak bir şekle sokulması ve bu konuda Türkiye de başta olmak üzere arabulucu ülkelerin devrede olması ve ısrarcı olması şarttır.”
Savaşın Türkiye ekonomisini olumsuz etkilediğini ifade eden Babacan, şunları kaydetti:
“Yanı başımızda büyük bir savaş var. Türkiye çok şükür çok az etkilenen bir süreç yaşadı özellikle güvenlik açısından. Ancak ekonomimizi savaş yaşayan ülkeler kadar etkiledi. 4 yıldır savaşta olan Ukrayna’nın 1 yıllık enflasyonu toplam yüzde 8, Türkiye’de daha İran savaşı başlamadan önce ocak ve şubat aylarının toplam enflasyonu yüzde 8. Türkiye, savaşta değilken, adeta bir savaş ekonomisini yaşadı, yaşamaya da devam ediyor. Vatandaşlarımıza ‘en büyük problem nedir’ diye sorduğumuzda, birinci sırada ‘geçim sıkıntısı, enflasyon, hayat pahalılığı’ diyorlar. Ülkemizde vatandaşlarımızın günlük hayatlarını etkileyen sorunların başında ekonomi yer alıyor.
"Madem yaptığınız iş doğru, neden açıklamıyorsunuz"
Savaşta değiliz ama son 40 günde Merkez Bankası'nın rezervlerinden sattığı rakam 49 milyar doları geçti. Bu hesabın içerisinde altının değerinin düşmesinden kaynaklı rezerv kaybı yok. Sadece net satıştan bahsediyorum. Peki iktidardan bununla ilgili bir açıklama duydunuz mu? Yok. Çünkü halen o damat döneminin gizli saklı, arka kapı döviz operasyonlarına tam gaz devam ediyorlar. Madem yaptığınız iş doğru, neden açıklamıyorsunuz? Yıllarca bu ülkenin Merkez Bankası’nın ne kadar döviz alıp sattığını anlık açıklarken siz niye gizliyorsunuz? Demek ki 49 milyar dolar buharlaşmış. Yoksa açıklanan bir rakam yok. Türkiye’de bir kur rejimi yok. Bu ülkenin döviz kuru rejimi nedir bilinmiyor. Bu rejimi olmayan bir ülke olmaz. Bir ülkenin, vatandaşlarına, iş dünyasına, yatırımcılara ‘benim döviz kurum şudur’ diye ilan etmesi lazım. Açık ve şeffaf şekilde ortaya koyması gerekir.
"Bu 49 milyar dolar nereye gitti? 49 milyar doları kim aldı"
Ben şimdi soruyorum: Bu 49 milyar dolar nereye gitti? 49 milyar doları kim aldı? Bunu alanların ağırlığı Türkiye’ye faizi yatırıp, faiz parasını tekrar dolara çevirip yurt dışına çıkanlar. Yani Merkez Bankası’nın 49 milyar dolara sattığı ucuz dövizi alanlar, Türkiye’den faiz kazananlar. Katmerli kazandılar… Merkez Bankası ekonomi yönetiminin yatırımcılara neler anlattıklarını gördünüz. Dünyanın büyük fonları daha geçen ülkenin Cumhurbaşkanı ile, Hazine ve Maliye Bakanı ile, Dışişleri Bakanı ile görüştü. Bunlar ne konuşuyor? Neyin garantisini almaya çalışıyorlar? Türkiye’de paramız var ama geri çıkarken bize dövizi ucuza satacak mısınız? Şu andaki kuru baskı altına aldığınız uygulamaya devam edecek misiniz? Yüksek faizi uygulamaya devam edecek misiniz? Bunun garantisini almaya çalışıyorlar. ‘Yüksek faiz verirseniz, kuru da bastırırsanız biz Türkiye’ye para getirmeye devam ederiz’ diyorlar. Peki bu baskı altındaki kur kimi varuyor? Üreticimiz, ihracatçılarımız, KOBİ’lerimiz, esnafımız… İnanılır gibi değil."
Babacan, elektrik ve doğal gaz zamlarına ilişkin, "4 Nisan’da elektriğe, doğal gaza bir çırpıda yüzde 25 zam yaptılar. Yıllık enflasyon hedefi yüzde 20, tek kalemde elektriğe, doğal gaza yüzde 25 zam yaptılar. Defalarca söyledik, ‘enerji maliyetlerindeki şoklar olduğu gibi yansıtılmaz, absorbe edilir, zamana yayılır, yumuşak geçişlerle bu iş yönetilir. Aksi halde enflasyon beklentisini yükseltirsiniz, ipin ucunu kaçırırsınız’ dedik. Şu anda tam da gelinen nokta bu" diye konıuştu.
"Aynı hataları arka arkaya, arka arkaya yapıyorlar"
Akaryakıt fiyatlarına gelen zamma ilişkin de konuşan Babacan, sözlerine şöyle devam etti:
“Maalesef, aynı hataları arka arkaya, arka arkaya yapıyorlar. Akaryakıt fiyatları aldı başını gitti. Dün akaryakıt istasyonu olan bir arkadaşımız arıyor diyor ki, ‘bizim pompalar en fazla 99 lira 99 kuruşa göre ayarlı’ diyor. Çünkü siz zamanda enflasyonu düşürdünüz. Millet de güvendi artık tek haneli enflasyon bu ülkede devam eder, kolay kolay artmaz. Mazotun fiyatı, benzinin fiyatı hiçbir zaman 100 liraya geçmez diye insanlar güvendi. Bu pompaları aldılar, benzin istasyonuna taktılar. Şimdi 99 lirayı geçtiği anda, Türkiye'de pek çok benzin istasyonunda pompalarda büyük revizyon gerekecek. Pompa başına en az 50 bin lira, 60 bin lira, 70 bin lira masraf etmek gerekecek.”