CHP'nin grup toplantısına, Ankara İl Başkanı Ümit Erkol'un tutuklanmasının ardından olağanüstü toplantı için Ankara'ya davet edilen 80 il başkanı katıldı. Özel salonda "Hak hukuk adalet" sloganıyla karşılandı.
Özel, grup toplantısında şunları kaydetti:
"Sayın genel başkanlara, parti siyaseti yapmaya gitmedik. Karşımızda partisini değil milleti düşünen liderleri bulduk, onlarla buluştuk, onlarla görüş alışverişinde bulunduk. Hepsine Türkiye'nin yarınlarını düşünen, demokrasiyi düşünen ve dolayısıyla bu milletin refahını, huzurunu düşünen genel başkanlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz.
"2018 yılından bu yana bitmeyen bir ekonomik kriz yaşıyoruz"
2018 yılından bu yana bitmeyen bir ekonomik kriz yaşıyoruz. O tarihten beri ağır bir enflasyonun hayat pahalılığının yaşandığı alım gücünün günden güne eridiği bir ülkedeyiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle birlikte kararların tekelde toplandığı, denetimin zayıfladığı, keyfiliğin arttığı kurumların kuralların hiçe sayıldığı ve en önemli kurum olan milletin eliyle oluşturduğu onun adına denetleyen ve onun adına var olan Meclis'in dahi sesinin kısıldığı bir sürecin içinde büyük gerileme yaşadık hem demokratik olarak, hem ekonomik olarak. Yanlış ben bilirim diyen, en iyisi benim diyen, ben ekonomistim diyen, liyakate, tecrübeye, eğitime önem vermeyen hem burnunun dikine giden hem bunu maksatlı yapan birisinin yanlış ekonomi ve faiz politikalarıyla önce zayıfladık. Ardından pandemiye kırılgan bir ekonomiyle yakalanmanın ağır bedelini ödedik. Bakanlar değişti, Merkez Bankası'nın beş yılda bir değişecek bağımsız olması gereken başkanları laf söz dinlemiyor diye, ben faiz düşür diyorum, faiz arttırmak istiyor diye, ben miyim patron o mu patron diye diye değiştirildiği kötü bir yönetim anlayışını yaşadık. Maalesef fatura hep milletimize kesildi.
"Vatandaşın yıllık yüzde 50'nin üzerinde yaşadığı hissettiği, TÜİK'in 30'larda ölçtüğü bir enflasyonla muhatabız"
Bizim tek haneli olacak enflasyon TÜİK'in rakamlarıyla yüzde 86'lardan döndü, halen daha da vatandaşın yıllık yüzde 50'nin üzerinde yaşadığı hissettiği, TÜİK'in 30'larda ölçtüğü bir enflasyonla muhatabız. Ve bunlarla birlikte artan hukuksuzluk, adaletsizlik, siyasi operasyonlar ekonomiye Türkiye ekonomisinin bütününe güveni günden güne azalttı. Yabancı yatırımcı gelmedi. Gelmiş olan çıktı. Türkiye'deki yerleşik olanlar bile bir yolunu buldular. Paralarını dışarı çıkarmaya başladılar. Yargıya güven düştükçe yatırım ortamı tamamen bozuldu. Dünya devleri Türkiye'de yatırım yapmaya hazırlanırken yatırımlarını Balkanlar'a başka ülkelere kaydırdılar. Doğrudan yatırım neredeyse sıfırlandı. Sadece Türkiye'ye paradan para kazanmak için gelenler ve parasını kazanınca çekip gidenler musallat olmaya başladılar.
"Bu iktidar milletin ekmeğini küçülten bir iktidardır"
Son olarak 19 Mart 2025'te yapılan sivil darbe ekonomimize en ağır hasarı verdi. 60 milyar dolar rezervimiz satıldı. Borsamız çöktü ve yabancı yatırımcının derinliği olanları tamamen ülkeyi terk etti. Hem huzurunu bozdular hem ekmeğini küçülttüler. Bu iktidar nasıl bir iktidardır diye sorarsanız bir cümleyle, bu iktidar milletin ekmeğini küçülten bir iktidardır. Eskiden ekonomik krizler yaşandığı yıllarla anılırdı. 94 krizi, 2001 krizi gibi ama şimdi ekonomik krizin yılı yok. Çünkü bitmek bilmiyor. Çünkü kronik çoklu krizler ortamındayız. İşte bu yüzden ülkemiz İran Savaşı'na en hazırlıksız yakalanan ülke oldu. Tüm bu yanlış politikaların sonucunda Türkiye şu hale geldi: Resmi rakamlara göre Mehmet Şimşek'in aksini iddia etmediği bütün dünyanın kabul ettiği rakamlara göre yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla muhatabız ve o ülkenin o iktidarın yönettiği ülkede yaşama mücadelesi veriyoruz. Teşhis doğru konmazsa çözüm de doğru bulunamıyor. Bu yönetim ekonomiye. ağır zararın verildiği 19 Mart darbesi ve sonuçlarıyla içeride yüzleşmekten kaçıyor, yani açık açık 'Biz yaptık, böyle yaptık, böyle oldu' demiyor ama dünyadan gerçekleri gizleyemiyor. Mehmet Şimşek yurt dışından para bulmak için gittiği görüşmelerde Londra'da örneğin 1 Nisan günü ki slaytları, sunumları, dinleyenleri, not tutanları, not tutanların şirketlerine verdikleri raporlar var... Mehmet Şimşek 19 Mart dönemine 'Çoklu şoklar dönemi' diyor. 18 Mart'ta diploma iptal edilmiş. 19 Mart'ta sabahın köründe operasyonla Ekrem Başkan'ın, arkadaşlarımızın evlerine gidilmiş. 20 Mart'ta İBB'ye terör soruşturmasından kayyum atanacağı haberleri düşmüş. 23 Mart günü Ekrem İmamoğlu ön seçimin yapılacağı gün hakim karşısına çıkmış, akşam saatlerinde tutuklanmış, ertesi gün CHP'ye kayyum atanacağı haberleri gelmiş. 6 Nisan günü CHP olağanüstü kongreye gitmiş ve devamında haziran sonuna kadarki toplu şoklar döneminde Mehmet Bey 60 milyar doları satmış. Diyor ki 'Bu yüzden şu anda bu kadar kırıldınız. Bu yüzden bu kadar zordayız.'
"Milletin yoksullaşmasına sebep olan Erdoğan'ın Ekrem İmamoğlu'ndan ve CHP iktidarından korkusudur"
Biz de aylardır, yıllardır zaten Mehmet Şimşek'e bunu söylüyorduk. Ve diyor ki 'İran operasyonunda petrol fiyatları bir anda yükselince 50 milyar dolarlık rezervle bu kadar tutabildik. ÖTV'den vazgeçtik. Artık pompaya yansıttık. Elektriği zamladık. Doğal gazı zamladık. Ama biz aslında bu kadar kötü değildik. Bu parayı biz geçen sene 19 Mart çoklu şoklar döneminde kaybettik' diyor. Mehmet Şimşek'in elinde yabancılara yansıttığı yansıyı aslında Mehmet Şimşek bu kürsüden ya da bütçe görüşmemizden hatırlıyor. 19 Mart'ta borsanın düşüşü, 30 Haziran'da toparlanışı, İstanbul İl Başkanlığımıza kayyum atandığındaki büyük düşüş, kurultay davası ertelendiğinde yükseliş, CHP'yi kapatmadı düşüş... Yani Mehmet Şimşek'in çoklu şoklar dönemi diye 60 milyarı harcadığını gösterdiği ilk bir ayda olanların zaten biz devamlı böyle anlatıyoruz. Mehmet Şimşek de bunu yurt dışına gidip böyle anlatıyor ama Türkiye'ye gelince bu gerçeklerle yüzleşmekten kaçıyorlar. Tabii Mehmet Şimşek'in anlatıp ikna edemediği konu, yine kendisi böyle terimler yaratmakta mahirdir. Warflation diye bir şey icat etti. Savaş enflasyonu. Türkçesi var. İngilizcesine kimse inandıramıyor. 'Oluyor mu bu neden bir tek sende oluyor' diye sorana 'Geçen sene harcadık biz paraları. Biz darbe yaparken rezervleri tükettik. Yerine koyarken büyük maliyetlere katlandık. O yüzden savaş bizde çok enflasyon yarattı' diyor. Aslında Mehmet Şimşek'in hiç eğip bükmeden oraya söylemesi gereken şey Türkiye'de savaşflasyon falan yok. Türkiye'de darbeflasyon var. Onunda adı coupflationdur. Ve Türkiye'de davaya, CHP'nin iktidara yürüyüşüne yargı eliyle yaptıkları müdahalenin ekonomik sonucudur. Milletin yoksullaşmasına sebep olan Tayyip Erdoğan'ın Ekrem İmamoğlu'ndan ve CHP iktidarından korkusudur. Bunun altını kalın çizgilerle çizeriz.
"Biz bu iktidara talibiz"
Ama yükü kim taşıyor diye bakarsanız vergi rekortmeniydi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. 2020 yılında net karı 34,5 milyar. Ödediği vergi 8,5 milyarla vergi rekortmeni. 2021'de 16.7 milyarla vergi rekortmeni. 2022'de 21.3 milyarla vergide üçüncü. İşte Mehmet Şimşek'in biz yaptık dediği 2025'te vergi yok. Çünkü bir trilyon lira zarara uğratmışlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nı. Pandemi devamı ve 2025'te artık dünyada pandemi ve pandeminin devamındaki sorunlar bitmişken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın büyük çöküşü ve zarara uğraması burada. Elbette merkez bankaları belli dönemlerde zarar edebilirler. Ama ne için eder? Hepimizin bankası zarar edecekse pandemiden korumak için eder, uluslararası krizden korumak için eder, bir savaş çıkar ülkeyi bu savaşın yaratacağı yoksulluktan işsizlikten korumak için eder ama açıkça anlatıyorlar ki 'Biz esas zararı Ekrem İmamoğlu'nu içeri aldığımızda ortaya çıkan çoklu şoklar döneminde yaptık.' Bu ülke Recep Tayyip Erdoğan'ın baştan beri saydığım geçmişten bugüne kadar kötü yönetimi ve gözünü hırs bürümesi, iktidarı teslim etmemek için her şeyi göze alıp ülkenin yarınlarını yok etmek pahasına kendi mücadelesini vermesinden dolayı sürmektedir. Bu ülke kendi siyasi ikbalini ülkenin önüne koymayan, ülkenin menfaatini partisinden ve kendisinden milletin menfaatini her şeyin üstünde tutan, demokratik bir hukuk devletiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu günlerde olduğu gibi millet için kurulduğu kişilerden hanedandan kurtulup millete hizmet için kurulduğu gerçeğiyle yüzleşmeli ve böyle yönetecek bir iktidara kavuşmalıdır. Biz bu iktidara talibiz.
"Evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri bu milletin elinden hiçbir şey kurtaramayacak"
Ekonomik krizin boyutunu iki örnekle göstereceğim. Örneklerden bir tanesi çok hazin. Ulus'ta hani evde kalacak kadar kira olmadığı için geceliği 100-200 liralık korkunç otellerde kalan emeklilerin gündüzleri dolaştığı Ulus'ta bir hayırsever elma dağıtmaya kalkıyor. Burada emeklilerin arasındaki ücretsiz belki bir kilo bile değil, bir iki elma için giriştikleri mücadele, ortaya çıkan bu hazin tablo hepimizi derinden yaralamıştır. Bu emekliler çalıştıkları zaman bu elmayı kasa kasa alan onlar çalışırken Türkiye Cumhuriyeti emeklilerinin bırakın bir tek elmaya hiç kimseye muhtaç olmadıkları bir dönemden geliyor. Bu fotoğraf Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenlerin utancıdır. Ve bu Cumhuriyeti kuranlar olarak ve bu fotoğrafa bakınca yüreği yananlar olarak söz veriyoruz ki bu iktidar değişecek ve bir daha Türkiye'de kimse böyle bir fotoğrafın parçası olmayacaktır. Bu kürsüden daha önce 40 ekonomistin anlatamayacağını bir bakkalın 40 sayfalık veresiye defteri anlatır diyerek o veresiye defterini açmıştım. Geçtiğimiz gün arkadaşlar başka bir veresiye defteri getirdiler. Gerçekten okuldaki veresiye defteri, insan 11-A'daki Ziya'nın 75 liralık borcunu Lara'nın 15 liralık borcunu, 9-B'deki Filiz'in 20 liralık borcunu, 9-A'daki Fethiye'nin 43 liralık borcunu, 10-A'daki Servet'in 60 lirasını, Masal'ın 75 lirasını, Alper'in 35'ini, Ravza'nın 40'ını, 9-B'deki Ecem'in 25 lirasını görünce ne diyeceğini şaşırıyor. Diğer yandan bu veresiye defterlerinde 15 liralık çayı görüyorsunuz. 25 liralık kahve görüyorsunuz. İki tane poğaça görüyorsunuz 65 lira. Ve dayanmak zor ama yarım kaşarlı görüyorsunuz. Yani bu ülkenin kantinlerinde bu ülkenin evladına bir kaşarlı tost alamayacak kişiye tostu yarımdan kesip 50 liraya bir çocuğa tost verildiğini onun da veresiyeye kaydedildiğini görüyorsunuz. Evlatlara sekiz yaşında 10 yaşında, 15 yaşında bu defterle tanıştıranları, evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri, sonra da bir tarafta kendi sefalarını sürenleri bu milletin elinden hiçbir şey kurtaramayacak."