CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticilerin yaşadığı sorunlara ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Gürer, şunları söyledi:
"Bugün ramazan ayının ilk günü. Öncelikle ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Eski Türkiye'de ramazan ayı bugünkünden farklıydı. Çünkü ramazan gelmeden hazırlıklar yapılır, bir aylık gıdayla ilgili düzenlemeler sağlanırdı. İçinde bulunduğumuz koşullarda 50 milyonu bulan yoksulluk sınırı altında yaşayan yurttaş varlığında Ramazan Bayramı'na kadar sürecek süreçte nasıl iftar sofraları kurarım düşüncesi daha ağır basıyor. Bugün Medine hurması 600-700 liradan, zeytin 300-350 liradan satılırken bunlarla nasıl iftar yaparız duygusu ağır basıyor. Çünkü ekonomik sorunlar ne bayramın tadını koydu ne ramazanın geçmişteki coşkusunu yaşatır oldu. En düşük bayram ikramiyesinin asgari ücret düzeyinde olması konusunda daha önce kanun teklifi de vermiştik. Bu anlamda bayram ikramiyesi olsun içinde bulunan koşullarda alım gücü, bayramı bayram gibi yaşamaya vesile kılacak noktaya taşınsın diyorum. Tüm ibadetlerin kabul olması ve halkımızın bu bağlamda ramazanın sağlıklı, huzurlu, mutlu şekilde geçmesini temenni ediyorum.
"Çiftçi 'Bırakın çektiğimiz emeği ben ve ailem şu an açıkta kalmış, kuru ekmeğe muhtaç durumdayız' diyor"
Bugün birkaç çiftçi mektubunu paylaştıktan sonra tavuk sektörüyle ilgili yapılan düzenlemeye değineceğim. Mektuplar Niğde ilimizin dışından bana gönderilen mektuplar. Niğde'de ise köylere kasabaları düzenli gezdiğimden benzer sorunları yerinde görerek tespit ediyorum ve kamuoyuyla paylaşıyorum. İlk sunacağım mektup İç Anadolu illerimizden. 'Yazacağım her satırda içim içimi yiyor. Boğazım düğümleniyor. İlimizin en büyük domates üreticilerindenim. Üç yıldır girdi fiyatları tavan yaptı. Aksine sattığımız ürünlerin fiyatı ise sadece işçi parasına eş değer oldu. Böylelikle babamızın 30 yıllık emeği ve itibarı itibarsızlaştırmaya ayrıca sattığımız tarlalardaki ayak izlerimiz, üzülsek ya da şöyle tabir edeyim üç yıldır mahsulü para etmeyen bir üretici olarak yazılan çeklerimiz için cezaevine gireceğiz derdine düşsek bu memlekette en namuslu, en şerefli insan üretici çiftçi ne yazık ki düştüğümüz pozisyon bu şekilde. İnan kime derdimizi anlatacağız bilmiyorum. Bazı zamanlar intihar etmeyi bile düşünüyorum. Bırakın çektiğimiz emeği ben ve ailem şu an açıkta kalmış, kuru ekmeğe muhtaç durumdayız' diyor. Bu konuda 2025 yılında özellikle yaşanan zirai don ve kuraklık nedeniyle borçlarını üç yıl ötelenmesini, faizlerin silinmesini, ek kredi verilmesini, kanun teklifiyle de gündeme getirmiştim.
"Ülkemizde sulama birliklerinin yapısı değişti ve DSİ'ye geçti"
Yine farklı bir ilimizden gelen mektupta 'Hayvancı kan ağlıyor. Yem fiyatları geçen seneye göre yüzde 100 arttı. Her gün gidiş düşüş var. Malımızın yüzüne bakan yok. Dolandırıcı bulsak ona dahi mal verecek duruma düştük. Malımızın para etmemesi bizi mağdur ediyor. Et kesim fiyatları gelir gider dengesine göre olmayınca mağduriyetimiz katladı. Canlı kilo alan da yok. Kesen de yok. Girdiler geçen seneye göre bu kadar artmışken böyle düşmesi bizleri büyük sıkıntıya sokuyor. Yine bir başka mektupta 'İthal besi mağdurları olarak 2025 yılına müracaat yaptık. İthal besi hayvan olmadığı gerekçesiyle kırmızı et üretici birliği ikinci dönem bir kısmı da üçüncü dönem iptal etti. Bir açıklama dahi yapılmadı. Kaç aydır bu hayvanları bekliyoruz. Et ve Süt Kurumu bildiğiniz gibi bu bağlamda ithalatçı konumda.' Et ve Süt Kurumu'nun yaptığı bir düzenlemede yine çok tartışılıyor. 200 hayvanın altında olanların Et ve Süt Kurumu'na kesim zorunlu şartı getirildi. Onun üstündekiler de bu şart aramıyor. Bu da Et ve Süt Kurumu'nun daha düşük fiyatla kesim yapması nedeniyle özellikle küçük aile tipi işletmeleri dediğimiz daha düşük hayvan varlığı olanların zorunlu Et ve Süt Kurumu'nda kesime gitmesi daha az kazanca yol açıyor. 200'ün üzerinde böyle bir sınırlama yapılmazken daha altındakinde böyle bir uygulamanın yapılması da besiciler tarafından eleştiri konusu.
Yine bir farklı konu da Devlet Su İşleri tarafından düzenlenen bir kanunla ülkemizde sulama birliklerinin yapısı değişti ve DSİ'ye geçti. Daha önce çiftçi birlikleri tarafından buralar yönetiliyordu. Son olarak Devlet Su İşleri buraların satışına yönelik yani farklı işleticilere verilmesine yönelik bir düzenlemeye gidiyor. Bununla ilgili de talep şöyle: Devlet Su İşleri tarafından yapılan göletlerin işletmelerinin, muhtarlar, belediyeler, sulama kooperatiflerine verilerek iş istihdamının sağlanması, yöreyi bilen kişiler tarafından işletilmesi hem su kullanımına hem de iş istihdamında düzenleyici olacaktır. Bu nedenle sulama birliklerinin çiftçilerin ve bölgenin kontrolünde işlev görmesi sağlanmalı diyorlar.
"Yerli üreticiyi, yerli besiciyi desteklemek zorunludur"
Alanlara gittiğimiz zaman gördüğümüz şu, küçük aile tipi işletmelerde ahırlar boşalmış. Çiftçilik yapanlar bu işten uzaklaşmış, köylerde çoğu köyde son dönemlerde son yıllarda okullar kapanmış, belli bir yaşın dışında artık köylerde yaşam durma noktasına gelmiş. Kırsaldaki bu sorunların görmezden gelinmesi hayvancılığın ve çiftçiliğin önümüzdeki süreçte daha daralmasını, daha çok ithalatı daha çok sorunu da beraberinde getirecektir. Bu bağlamda sürekli yetkilileri uyarmamıza rağmen özellikle hayvancılıktaki ithalatçı politika Türkiye'nin hayvan varlığını da tartışmalı kılmış, hayvan hastalıkları, buzağı ölümleriyle ortaya çıkan olumsuzlukların yanı sıra hayvancılıkta ithal hayvanlığa da çare yaratılamamış, çözüm üretilememiş et ve süt ile mamul ürünlerde fiyat artışı durdurulamamıştır. Onun için yerli üreticiyi, yerli besiciyi bu bağlamda desteklemek zorunludur.
"Şu anda ihracat durdurulmuş durumda"
Ticaret Bakanlığı 9 Şubat 2026 tarihinde kanatlı etin ihracatını durdurma kararı verdi. Farklı dönemlerde zeytinyağı, salça ve bazı ürünlerde bu konuda alınan kararlar da oldu. Bir yerde, iç piyasada fiyatların artması üzerine Ticaret Bakanlığı önlem diye yurt dışına ihracatı yapılan ürünlere sınırlamalar getiriliyor. Bu sınırlamalara rağmen ne ürünlerde fiyat düşüyor ne de yurt dışında tekrar o ürünler pazara gittiğinde aynı pazara sahip olabiliyor. Ramazan öncesi et fiyatlarındaki artışı önleyemeyen iktidar bunun yanında kanatlı et, beyaz etin fiyatını olsun sabitleyebilmek için ihracatı aniden durdurdu. Yaklaşık 2 milyon 800 bin ton piliç üreten bir ülkeyiz. Ve bunun da yüzde 15-20'si aralığında ihracat yapıyoruz. Orta Doğu, Afrika, bağımsız devletler topluluğuna ihracat gerçekleştiriyoruz. 2022 yılında 705 bin ton yurt dışına beyaz et göndermiştik. 2023 yılında bu 526 bin tona, 2024 yılında getirilen yine o dönemki ihracat sınırlamasıyla 451 bin tona, 2025 yılında ise 547 bin tona bu yurt dışı ihracatı gerçekleşmiş oldu. Şu anda ihracat durdurulmuş durumda. İhracatın durdurulması iç piyasada tavuk fiyatlarının düşürülmesi amacıyla yapılmıştı. Marketlere gittiğinizde ramazan ayının başlamasıyla birlikte beyaz ette de fiyatların düşmediğini belli marketlerde de fiyatın arttığını görüyoruz. Bu tavuk etinin belli sürede stoklanabilir bir ürün olmasından dolayı doğal olarak piyasanın fiyat düşmemesi için piyasaya ürün satışında belli ölçüde geçmişte uygulanan yöntemlerle mal verildiği görülüyor.
"Başta soya olmak üzere ki yurt dışına bağımlılığımız neredeyse yüzde 90 civarındadır"
İhracatın ani durdurulması, doğal olarak sektörde farklı sorunları da beraberinde getiriyor. Bu konuda alınacak kararların önceden saptanması öngörülebilir bir şekilde gerçekleştirilmesi ve bu işi yapanlarla birlikte koordine ederek durumun oluşturulması gerekiyor. Kanatlı sektöründeki fiyat artışının da başlıca nedeni yem sektöründeki fiyat artışlarıdır. Ülkemizde tavuk besin yemlerinin de önemli bölümü yurt dışından ithal gelmektedir. Başta soya olmak üzere ki yurt dışına bağımlılığımız neredeyse yüzde 90 civarındadır. Bunun yanı sıra mısırı, soyası ve diğer yem giderlerinin yanında bakım giderleri de geçmişe göre artmaktadır. Döviz bazlı fiyat artması, üretim maliyetini olumsuz biçimde etkilemektedir. İhracat süresinin sınırlanması ya da yasaklanması bu bağlamda Türkiye'nin rakibi olan Amerika Birleşik Devletleri'nin, Rusya'nın, Brezilya'nın buralardaki paylarını artırıcı olacaktır. 2025 yılında ülkemizde ihracat ve ithalat arasındaki denge ihracatın aleyhine ithalatın lehine değişmiş dört buçuk milyar dolar civarında ithalatta bir artış olgusu gerçekleşmiş ve böylece ithalat farklı ürünlerde ülkemizde artmıştır. Bu bağlamda alınacak kararlarda Türkiye'nin yurt dışına sattığı ürünler üzerinden yapılan değerlendirmelerin daha gerçekçi olmasının ihtiyaç olduğunu ifade etmek lazım.
Vatandaşın uygun fiyatta ürün alabilmesi için mutlak suretle yemin tavukta da sübvanse edilmesi, üretim alanlarının mutlak suretle girdi maliyetlerine yönelik de düzenlemeler yapılması önemsenmelidir. Ülkemizde tavuk kırsalda, hemen hemen her evde var iken tüccar mantığıyla olaylara bakıp tavuklar daha çok şirketler eliyle üretilen bir dokuya çevrilmiştir. Yapılan uygulamalarda büyük yatırımlar sonucu oluşan bu işletmelerde farklı dokunuşlarla zarara girdiklerinde kapanmak durumunda kalmaktadır ki Türkiye'nin geçmişte marka olmuş birden çok tavuk işletmesi de kapanmış bulunmaktadır. Bu anlamda alınan kararların mutlak suretle üreticiyi de tüketiciyi de aynı anda gözleyen, koruyan ve bunların sorun yaşamasını önleyen bir noktada değerlendirilmesi ihtiyaçtır.
"Üretici ve tüketiciyi koruyacak biçimde gerçekçi politikalar ve uygulamalara yönelmeleri bu ülkenin hayrınadır"
Ramazan ayının geleceği her yıl hangi aya tekabül ettiği bilinmektedir. Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda gıda ürünlerinin fiyat artışı üreticinin, besicinin ya da tavukla ilgili işletmelerin sorunu ve sorumluluğundan çok iktidarın yönetimiyle ilgilidir. Çünkü girdi maliyetlerindeki artış durdurulmadan raftaki ürünün fiyatı düşmeyeceği bir gerçektir. Ayrıca farklı ürünlerde aracılık sisteminin varlığı market fiyatlarındaki oynamalar, oluşturduğu olumsuzluklar tüketiciyi de mağdur etmektedir. Vatandaşın et ve sütten mamul ürüne erişebileceği noktada fiyatların oluşumunun yolu açılmalıdır. Gidip görüştüğümde farklı işletmelerde söylenen ya da hayvancılık yapanların ifade ettiği şu var: 'Biz de bir tüketiciyiz. Fiyatların arttığını istemiyoruz. Ama bizim girdilerimizi düşürecek, bize destek verecek, bize ayakta kalacak yöntemler geliştirilmeli. Ve bu konuda bize sağlanacak katkıyla bizim girdi maliyetlerimiz sabit tutularak raftaki fiyat artışının önüne geçilmelidir' denmektedir. Yani bu işi yapan insanların talepleri fiyat artarak bizim durumumuz kurtulsun değil, girdi maliyetlerimiz düşürüldüsün raftaki ürünün de fiyatı artmasın yönündedir. Bunu da sağlayacak olan siyasi iktidardır. Sıkışılan süreç içinde yaratılan yöntem ve çözümlerin sonuçta ne tüketiciye ne de üreticiye faydası olmamaktadır. İki kesimin yaşadığı mağduriyeti görmeyen, bu anlamda kolaycı çözümlerle işin özüne inmeyen bir siyasi iktidarın varlığı, hayvancılıkta da tarımın diğer kesimlerinde de problemlerin katlanmasına neden olmaktadır. Bir kez daha yetkilileri uyarıyorum, alınan kararda kamucu bir yaklaşımla planlamacı öngörülebilir. Girdi maliyetlerini düşüren üretici ve tüketiciyi koruyacak biçimde gerçekçi politikalar ve uygulamalara yönelmeleri bu ülkenin hayrınadır diyor, teşekkür ediyorum."